Anything in life worth doing is worth overdoing.

Posted Yorum yapınNot Defterim içinde yayınlandı

Been around the world twice.
Talked to everyone once.

Seen two whales fuck,
been to three world faires.
And I even know a man in Thailand with a wooden cock.

I pushed more peeter,
more sweeter
and more completer
than any other peter pusher around.

I’m a hard bodied,
hairy chested,
rootin’ tootin’ shootin’,
parachutin’
demolition double cap
crimpin’ frogman.

There ain’t nothin’ I can’t do.
No sky too high,
no sea too rough,
no muff too tough.

Been a lot of lessons in my life.
Never shoot a large caliber man with a small caliber bullet.

Drove all kinds of trucks.
2by’s,
4by’s ,
6by’s and those big mother fuckers that bend and go ‘Shhh Shhh’ when you step on the brakes.

Anything in life worth doing is worth overdoing.
Moderation is for cowards.

I’m a lover,
I’m a fighter,
I’m a UDT Navy SEAL diver.

I’ll wine,
dine,
intertwine,
and sneak out the back door when the refueling is done.

So if you’re feeling froggy,
then you better jump,
because this frogman’s been there, done that and is going back for more.

Cheers boys.

Frogman’s Ballad.

Şehit Binbaşı Yavuz Sonat Güzel’in anısına…

Posted Yorum yapınNot Defterim içinde yayınlandı


Hayat bu,
Bir varmış bir yokmuşsun,
Sanki hiç olmamışsın,
Hiçbir anneyi gecenin bir yarısı bir tekmede uyandırmamışsın
Hiç ateşler içinde yanarken bir babayı gözleri yaşlı bırakmamışsın
Sanki hiç ağlamamışsın,
Hiç mum ışığında ödev yapmamışsın gibi,
Öğretmenin hiç kulağını çekmemiş,
Hiç aşık olmamışsın gibi…
Hayat bu
Ha olmuşsun ha olmamışsın
Sanki hiçbir kadını dul bırakmamışsın,
Hiçbir evladı babasız koymamışsın gibi,
Yağmur altında düşmanın böğrüne yürümemişsin
Gözü pek, fena deli,
Hiç hayal kurmamışsın sanki,
Sanki deniz kıyısında emeklilik düşleri sana haram gibi,
Ardında kalanları hiç düşünmemişsin gibi,
Ağlattığın akranlarını,
Hiç yan gelip yatmamışsın,
Hiç dert yanmamışsın gibi,
Binbaşım,
Sanki hiç yaşamamışsın gibi,
Kahpe paslı bir kurşun,
Maliyede kaydı yedi buçuk lira,
Tüm hayallerinin bedeli…
Oldu mu şimdi peygamberin arkadaşı?
Oldu mu şimdi?

Yemen Türküsü

Posted Yorum yapınNot Defterim içinde yayınlandı

kara çadır is mi tutar
martin tüfek pas mı tutar
ağlayalım anam bacım
elin kızı yas mı tutar

gitme yemen’e yemen’e
yemen sıcak dayanaman
tan borusu er vurulur
sen küçüksün uyanaman

yemen yolu çukurdandır
karavana bakırdandır
zenginimiz bedel verir
askerimiz fakirdendir

gitme yemen’e yemen’e
karışı’n toza dumana
mektubunu sal kardaşım
bacını koyma gümana

tarlalarda biter kamış
uzar gider vermez yemiş
şol yemen’de can verenler
biri memet biri memiş

Asimov’s Laws Of Robotics 

Posted Yorum yapınNot Defterim içinde yayınlandı

1. A robot may not injure a human being or, through inaction, allow a human being to come to harm.

2. A robot must obey the orders given it by human beings, except when it conflicts with the first law

3. A robot must protect its own existence as long as such protection does not conflict with the First or Second Laws.

Onlar..

Posted Yorum yapınNot Defterim içinde yayınlandı

Uçmanın bir meydan okuma olduğunu Onlar’dan öğrendim. “Uçmak yerçekimine karşı çıkmaktır. Uçmak doğaya isyan etmektir” dediler.

Pilotların, doğaya ve doğala meydan okuduklarını gördüm. Ağır hareketlerine, telaşsızlıklarına imrendim. Onların, hızı havadayken sevdiklerini anlayamadım. Sakinliklerini kıskandım. Altlarındaki metal yığınının hantallığının Onlar’ın tüm aşırılıklarını törpülediğini kavradım.

Dağları, dereleri, tepeleri aşağılarcasına uçarken gözlemeye çalıştım Onlar’ı. Yüreklerinden geçen bin bir duygu selini öğrenebilmek için çırpındım. Ama olmadı. Sepette uçmakla, uçurmak arasındaki kilometrelerce yolu aşamadım. Kendimi, bir kartalın pençesindeki fare gibi hissettim. Yerde de uçar gibi yürümelerine, konuşmalarına boyun eğdim.

On dakika sonra terden sırılsıklam hale gelecek uçuş tulumunu pırıl pırıl halde giyerlerken kaderleriyle dalga geçtiklerini gördüm. Rugan ayakkabılarını, uçuş aletlerine göstermek için ayna gibi parlatmadı Onlar. Ellerindeki levyeye, önlerindeki onlarca göstergeye güzel gözüksün diye sinekkaydı tıraş olmadı Onlar. Onlar ölüme giderken, çirkin suratlı Azrail’e meydan okumak için böyleydiler.

Çok pilot tanıdım. Çatışmanın tam ortasından yaralı alan, ayakları kadar genişlikte bir yere inip cephane taşıyan helikopterler gördüm. Bir roketle vurulduktan sonra, önündeki cama, başındaki kaskına sıçrayan kan lekeleriyle uçmaya devam edenleri duydum. Pilot arkadaşının cenazesini taşıyan pilotları dinledim.

Uçmanın özgürlük olduğunu, bağımsızlık olduğunu dinledim Onlar’dan. Üç galon benzin, iki galon yağ ve birkaç metal parçasının insan ruhunda yarattığı fırtınaları anlayabilmek için gereken tek şeyin, uçma yeteneği olduğunu öğrendim.

Her çocuk gibi pilot olmak istedim. Rüyalarımda mavi göklerde uçtum, uçak maketleri yaptım, kuşların kanatlarını, gagalarını inceledim. Ama olamadım. Pilot olmak için, gerçek bir pilot olabilmek için, bu yeteneğin doğuştan insan benliğine yerleşmiş olması gerektiğini öğrendim.

Uğraştım, didindim ama pilotları anlatan bir öykü yazamadım. Bülent’i, Sedat’ı, Önder’i, Ferruh’u, Oğuz’u yazayım dedim, beceremedim. Gökyüzüne yazdıkları öykülerini kaleme alıp, kağıda dökemedim. Sonunda, onların öykülerinin, yazılabilecek kadar sıradan olmadığını anladım.

Hakan Evrensel, Güneydoğu’dan Öyküler.